BU ÜLKENİN GELECEĞİNDE BİZİM DE SÖZÜMÜZ VAR 

Hukuk devleti ve bağımsız yargı demokrasinin asgari koşuludur. Adalet yaşamsaldır. Bireylerin evrensel hukukça kabul gören temel hak ve özgürlüklerini koruyan ve geliştiren; yasama-yürütme-yargı erklerinin ayrılığı ile denge-denetim mekanizmalarını içeren; idarenin tüm eylem ve işlemlerinde hukukla bağlı olduğu bir ülke istiyoruz.  

Ülkenin yönetiminde halk doğrudan karar sahibi olmalıdır. Hesap verebilir, şeffaf, kamu tarafından denetlenebilen, halkın karar ve denetleme mekanizmalarına her aşamada katılabildiği bir demokrasi istiyoruz.  

Demokratik ve kültürel hakları anayasal güvence altına alan; tektipleştirmeye çalışmayan, hiçbir halkın kimliğinin, inancının, kültürünün ve anadilinin ötekileştirilmediği, adaletin hüküm sürdüğü demokratik bir ülke yaratılmalıdır.  

Hakikat hakkı istiyoruz. Bu topraklarda etnisite ve din ayrımcılığına dayalı acıların ve katliamların bir daha yaşanmaması için cesaretle geçmiş ile yüzleşilmeli, geleceğe dair yeni bir vizyon ve misyon belirlenmelidir.   

Devletin her türlü inanç ve inançsızlığa mesafeli durduğu, din ve vicdan özgürlüğünü güvenceye alan laik bir ülkede yaşamak istiyoruz.  

Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi sorununu çözebilmesi için barış sürecinin inşa edilmesi, savaşa karşı barış hakkının savunulması gerekmektedir. Kürt siyasetçilerin siyasi rehine durumuna son verilmeli, siyasi mahpusların derhal tahliye edilmesi sağlanmalıdır. 

Hak arayan tüm kesimlere yönelen erkek, devlet ve patron suçlarında yaygın bir cezasızlık pratiği ortadan kaldırılmalıdır. Yargı bağımsız olmalı, adil yargılanma hakkı herkese tanınmalıdır.. Savunma hakkına yönelik tüm  müdahaleler sona erdirilmeli, barolar bağımsız , avukatlar özgür olmalıdır.  

Kamu mülkiyetinin geliştirildiği, verimli, adil, etkin, ekolojik ve eşitsizlikleri gidermeyi önceleyen bir büyümeyi hedefleyen, bütçenin yapımına halkın katılabildiği, yeniden dağıtımcı, bölüştürücü,  eşitlikçi bir vergi politikasına dayalı, yoksulluğu ve işsizliği önlemeyi ve kamunun ihtiyaçlarını önceleyen bir ekonomi yönetimi kurulmalıdır. Temel gelir güvencesi sağlanmalıdır. 

Yerel yönetimlerin malî bağımsızlığı sahiplenilmeli, şeffaf, hesap verebilir, halk tarafından denetlenen yerel yönetimlerle bir yerel ve yerinden demokrasi inşa edilmelidir. Kayyımlar kaldırılmalı, hukuksuzca hapse atılan ve görevden alınan seçilmiş yerel yöneticiler görevlerine iade edilmelidir. 

Dış politikada ülke kaynaklarının savaş sermayesi tarafından yağmalanmasına neden olan yayılmacı, saldırgan tutumdan vazgeçilmeli. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi hayata geçirilmelidir.  

Emeğin sermayenin tahakkümü altında olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Esnek temelli, kayıtsız kuralsız ve güvencesiz çalışma yasaklanmalıdır. İşçi cinayetlerinin olmadığı, çarkların dönmesinin değil, emekçilerin güvenlik, sağlık ve onurunun gözetildiği, çalışma saatlerinin kısaltıldığı, kadınlara eşit ve nitelikli istihdam sağlandığı, örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırıldığı, bütün emekçilerin onurlu ve insanca bir yaşam sürmelerini sağlayacak bir ücret politikasının olduğu bir çalışma düzeni kurulmalıdır.  

 

Toplumsal cinsiyet eşitliği yasalarda ve hayatın her alanında sağlanmalıdır. Kadınların kazanılmış haklarını ve mücadeleyle yazdıkları yasaları tehdit eden söylemlere ve girişimlere son verilmelidir.  

Engelli haklarının, insan hakları perspektifinde değerlendirilmesi, anadil olan işaret dilinin yaygınlaşmasından alternatif iletişim sistemlerinin desteklenmesine, özgür kent tasarımından eğitim, sağlık ve ulaşım benzeri sosyal devletin temel sorumluluklarına erişim keyfiliğe bırakılmamalıdır.  

 

Tarımın şirketlerin faaliyet alanı olmaktan çıkarıldığı, gıda ve su güvenliğinin sağlandığı, tarım ve yaşam alanlarının korunduğu, üreticinin ürünü üzerinde söz sahibi olduğu, endüstriyel tarım ve hayvancılığın engellendiği bir ülke istiyoruz. Tarım ve ormanlık alanların imara açılması başta olmak üzere inşaat, enerji ve maden şirketlerinin talan ve tahribine son verilmelidir.. 

Bütün savaş ve operasyonların durmasını, savaşa ve şiddete ayrılan kamu kaynaklarının halkın ihtiyaçları için kullanılmasını istiyoruz.  

Sanat alanı sanatçılar tarafından belirlenmelidir. Öncelik sermaye ve devletin değil, sanatçınındır. Sanatçıların özgürlük ve bağımsızlıklarının, kültür endüstrisi ve devlet karşısında korunmasının yolu, sanatın devletten ve toplumsal güçlerden bağımsızlığının kamu tarafından güvenceye alınmasıdır. 

Üniversitelerimiz, sermayenin kârını artırmak üzerine düzenlenen, öğrencileri intihara, güvencesiz çalışmaya ve işsizliğe sürükleyen yerler değil, öğrencilerin eğitimin nesnesi değil öznesi olduğu özgürce bilim üreten alanlar olmalıdır.  

Kamusal ve parasız, ekolojiye duyarlı, cinsiyet eşitliği sağlayan, ana dilinde, laik, etik ve estetik değerleri gözeten bir eğitim esas olmalıdır.  

YÖK kaldırılmalı, bilim özgürlüğü akademisyeninden, öğrencisine ve idari çalışanına dek tüm bileşenlerin oluşturduğu bağımsız özyönetim organlarıyla güvenceye alınmalıdır. Bireyci-rekabetçi bilgi üretimi yerine kolektif bilimsel üretim; bilginin özel mülkiyeti yerine de toplumsal mülkiyeti esas olmalıdır. 

“İklimi değil sistemi değiştir” diyoruz. Piyasanın, doğal ve tarihi varlıklar ve diğer canlılarla birlikte yaşam alanlarımız üzerindeki tahakkümü son bulmalıdır.  

Mültecilerin pazarlık aracı olarak kullanılmasına son verilmelidir. Tüm mültecilerin eşit bir şekilde insan haklarından faydalanmaları, statülerinin mülteci/göçmen/kaçak göçmen gibi ayrımlara bağlı olmaktan çıkarılmaları, sağlanmalıdır. 

Çocukların yaşamın doğrudan öznesi oldukları, uğradıkları hak ihlallerinin cezasız bırakılmadığı, kapitalizmin ve neo-liberal politikaların dayattığı yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşamak zorunda kalmadıkları bir toplum istiyoruz.  

Kimin gazetecilik yapacağına ve halkın hangi bilgiye sahip olacağına iktidarın karar vermediği, basın özgürlüğü üzerinde sermayenin ve iktidar tekelinin kalktığı bir ülke istiyoruz. Tutuklu tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.  

Küçük işletmelerin ve esnafın ağır ekonomik koşullar altında iflasa terk edilmediği, iktidarın ideolojik bakış açısıyla cezalandırılmadığı, onurlu ve güvenceli bir iş yaşamı istiyoruz. 

Devletin, bu coğrafyada yaşayanları cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıkla hedef göstermeye, suçlu ilan etmeye yönelik tüm politikalarına ve söylemlerine son verilmeli, LGBTİ+’ların tanınma hakkı ve eşit yurttaşlık hakkı anayasal güvenceye alınmalıdır.  

Herkese ücretsiz, erişilebilir, nitelikli sağlık hizmeti sağlamak devletin görevidir. Aşıda patent uygulaması kaldırılarak tüm toplumun etkin ve güvenli aşıya ulaşımı sağlanmalıdır. Sağlıkçılık, tüm emek türleri ile beraber, insan ve doğayı bütünlüklü bir yaklaşımla ele alıp doğayla uyumlu kullanım değeri yaratmayı amaçlayan bir üretici etkinliğe dönüşmelidir.  

 

Kolektif bir cezalandırma aracı olarak kullanılan OHAL/KHK’ları tüm sonuçlarıyla iptal edilmelidir. Tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılmalıdır. 

Yaşam hakkı ihlalleri, işkence, kötü muamele, onur kırıcı davranış uygulamalarına, ifade, özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, toplanma gösteri hakkı ve örgütlenme hakkı ihlallerine, hapishanelerdeki hak ihlallerine son verilmesini istiyoruz. Siyasal iktidar yargıyı siyasi ve toplumsal baskı aracı olarak kullanmamalıdır. AİHM büyük daire kararları uygulanmalıdır.  

 

Sağlamcılık, cinsiyetçilik, ırkçılık, türcülük, yaşçılık ve homofobi gibi tüm ayrımcılıklardan arındırılmış bir ülke ve dünya istiyoruz.  

 

Militarizme karşı vicdani ret hakkının tanınmasını istiyoruz.  

SONUÇ BİLDİRGESİ 24 HAZİRAN 2021

BU ÜLKEDE YAŞAYAN MİLYONLARIZ… MİLYONLARCA YAPRAĞIMIZLA DOKUNUYORUZ HAYATA, HİÇ SUSMAYAN ARAYIŞ TÜRKÜLERİMİZLE  

Biz halkız, işsizlik ve güvencesizlik korkusuyla üç kuruşa ölümüne çalışan emekçileriz… Üçte biri ne işte ne okulda olabilen, gerisi de gelecek kaygısıyla kıvranan gençleriz… Emeği yok sayılan, eve kapatılmak istenen, iktidar tarafından öldürülmesi, şiddete uğraması dert edilmeyen kadınlarız. Pandemide tek başına yoksulluğa, yok oluşa terk edilen esnaflarız. Özgürce bilim yapması engellenen bilim insanları, özgürce sanat yapması engellenen sanatçılar, salgınla baş başa bırakılan sağlık emekçileri, eğitim emekçileri, traktörüne haciz gelen çiftçi, ayrımcılığa uğrayan, anadilleri yasaklanan, inançlarını ve inançsızlıklarını özgürce yaşamayan milyonlarız. Üniversitelerine kayyım atanan demokratik özerk üniversite mücadelesi veren öğrenciler, yoksulluğa, umutsuzluğa itilmiş çocuklar, paryanın paryası göçmen işçiler, toplum ve sistem tarafından engellenen engelliler, sosyal ölüme mahkûm edilmiş KHK’lılarız. Gökkuşağı bayrakları düşmanlaştırılan, haklarında fetvalar yazılan, LGBTİ+larız…. Yaşam alanları yağma, talan ve tahrip edilenleriz, doğa varlıklarının sermaye olarak görüldüğü iktidar anlayışına karşı yaşam alanlarını savunanlarız. Ve hepimiz mücadele etmekten, seslerini yükseltmekten bir an bile vazgeçmeyenleriz. 

Salgının ağırlaştırdığı ekonomik kriz altında halk işsizliğe, her gün derinleşen bir yoksulluğa terk edildi. Bütün hak ve özgürlüklerimizi gasp eden Tek adam- Saray rejimi kamu kaynaklarını talan etmekle kalmıyor, halkın itirazını baskı ve zorbalıkla bastırmaya çalışıyor. Kayyımlarla seçme ve seçilme hakkımız gasp ediliyor. Kapitalizmin kâr hırsının, ekosisteme kendisini yeniden üretme olanağı bırakmayan aşırılığının ürünü olarak ortaya çıkan pandemi tüm dünyada olduğu gibi piyasanın insafına terkedilmiş bir hayatın ne demek olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kâr hırsı, halkın demokratik gücü tarafından denetim altına alınmadığı sürece gezegenin bile hayatta kalma olanağı yok. 

Gelir adaletsizliği artıyor. Yoksulluk büyüyor. Geniş tanımlı işsizlik %30’larda. Ekonomi, 15 yıl önceki büyüklüğüne gerilemiş durumda. Üzerinden geçilmeyen köprüler, uçak inmeyen havaalanlarına milyonlarca dolar garantili ödemeler tıkır tıkır yapılırken pandemi sürecinde halkına en düşük doğrudan gelir desteği veren, sosyal yardım ödeneklerini bile pandemide daha da kısan bir ekonomi yönetimi, mafya-bürokrasi-sermaye bloğunun ülkeyi talan eden bir yağmayı sürdürmesinin önünü açıyor. Narkotik trafiğinden, kentsel rantlardan, mafyatik çökmelerden, garantili ihalelerden devşirilen servetler, giderek derinleşen yoksullukla büyük bir tezat oluşturarak büyüyor, büyütülüyor. Yoksul ve emekçi halkın bu krizi daha az hırpalanarak atlatmasına kullanılacak öz kaynaklar, sınır ötesi yayılmacı harekâtlarda tüketiliyor. 

Ormanlarımız, göllerimiz, derelerimiz, denizlerimiz bizim ve diğer canlıların yaşam alanları bu talanın, bu arsız yağmanın sonucunda can çekişiyor. Dört bir yanımız müsilaj… Tarım çöküşün eşiğinde, kuraklık tarladaki ekini daha şimdiden bitirdi. Havanın suyun ve toprakların kirliliği, flora ve faunadaki biyoçeşitlilik yitimi, ülkeyi ve gezegeni yok oluşa sürüklemekte 

Kadınlar öldürülmeye, katilleri iyi hal indiriminden yararlanmaya, ülkeyi yönetenler kadınla erkeğin eşit olamayacağına inanmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi karşıtı gerici-tarikatçı erkek-bloğu ülkeyi kadınlar için cehenneme çevirmeye yeminli. 

Ülkenin 3. Büyük partisi HDP’nin kapatılması için düğmeye basıldı. İktidar meşruiyetini yitirdikçe 7 Haziran-1 Kasım senaryoları yeniden gündeme geliyor. Deniz Poyraz’ımız bir faşist katil tarafından aramızdan alınalı tam bir hafta oldu. Giderek semiren yandaş savaş sermayesi her ölüm haberine servetlerini büyütecek bir yatırım olanağı olarak bakıyor. Barış içinde bir arada yaşama hakkımız elimizden alınıyor. 

İktidarın ihvancı, yayılmacı saldırgan dış politikasının sonuçlarını, ülkemizin emperyalist devletlerin oyuncağı haline gelmesiyle yaşıyoruz.  

Bugün yaşadığımız her sorun, ülkede demokrasinin yokluğuyla ilişkili.  

Demokrasinin yokluğu, esas olarak halkın, örgütlü bir güç olarak devlet ve sermaye karşısındaki güçsüzlüğünün bir tezahürüdür. Korku iklimi yaratma peşindekiler halkın güçsüz, dağınık, çaresiz kalmasından beslenenlerdir. 

Bu ülkede barış içinde, adaletli, eşit, özgür bir yaşam sürmek istiyorsak, başarmamız gereken bütün zenginliklerimizle, bütün farklılıklarımızla, hayallerimiz, umutlarımız, zorbalığa karşı direnme geleneğimizle, bir an bile vazgeçmediğimiz mücadelemizi birleştirmek, halkın demokratik kurucu gücünü ortaya çıkarmaktır. Her taşı yerinden oynatacağız diye söz vermiştik yola çıkarken. 

Bizleri Demokrasi Konferansı’nda bir araya getiren ve heyecan duymamıza neden olan  inanç budur.  

Bu inançla aylardır çalışarak kendi sorunlarından damıttıkları değerlendirmeleri, çözüm önerilerini, taleplerini ve mücadele programlarını derleyen ve ortaklaştıran alanlarımızla şöyle sesleniyoruz: 

Hiçbirimizi faşizm karşısında dışarıda bırakmayacak, bu koyu karanlığı ancak  en geniş birlikteliği kurarak aşabileceğimize dair inancı güçlendirecek, aramızdaki önyargıları ve güvensizlikleri ortadan kaldıracak diyalog ve işbirliği sürecini örgütleyecek, sorunları tespit edecek, çözümleri önerecek ve önermekle de kalmayıp yeniden nefes alabilen, geleceğe güvenle bakabilen, kaynakları bir avuç sermayedarı, çete bozuntusunu zengin etmek için değil  hepimizin ortak iyiliği için ekmek özgürlük adalet başlığı altında seferber edecek bir yolculuğun ilk adımlarını attık bugün.  

Artık, bütün mücadele deneyimlerimizi bağrında taşıyan bu umut verici sürecin sonunda ortak emekle yarattığımız birikimi, demokrasi mücadelesine güç verecek bir biçime kavuşturmanın sırasıdır. Bugün bütün mücadele alanlarından yaptığımız çağrı budur.  

Demokratik bir ülkede barış, eşitlik özgürlük ve adalet içinde yaşamanın yolu bu talan edilmiş güzel ülkeyi yeni baştan inşa edeceğimiz bir demokratik programı mücadeleyle hayata geçirmektir. Bu programın ana hatları ve ipuçları alanların çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştır. 

Konferansımız hayatın içinden süzülmüş bilgiyi ortak bir süzgeçten geçiren 21 alanın tebliğleriyle somutlaştırıldı. Ülkenin her köşesinde mücadele edenlerin taşı, toprağı, havayı, suyu ve canı korumak için gösterdikleri çaba geleceğe umutla bakabilmemizin yegâne dayanağıdır. Konferansımız Kendi yurdunda parya haline gelen halkın gerçek halk egemenliği kuracağı halkçı/ demokratik/laik/eşitlikçi ve sosyal bir cumhuriyete olan yolculuğuna katkıdır. 

Bulunduğumuz kavşakta uzun mücadele tarihimiz ve deneyimlerimiz, bize tek bir yolumuz olduğunu gösteriyor: Halkın bizzat kurucusu olduğu, yoksulluğa, işsizliğe, emek sömürüsüne, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, doğa yıkımına ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadeleyi odağına alan bir halkçı seçenek yaratmak.  

Bizi boğmaya çalışan karanlığa karşı hep birlikte bir kez daha tekrarlıyoruz: Ne hayallerimizden, ne umutlarımızdan ne mücadelemizden vazgeçiyoruz. Bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var.